Navigation Menu+

Göksel – Duyguların samimi şairi

Posted on Oca 10, 2009 by in Röportajlar | 0 comments

“Yolda yürürken tanımadığım insanları seyretmek bile benim için yazacak bir şeyler doğuruyor.”

Son dönemin en farklı ve yaratıcı müzisyenlerinden biri olan Göksel, konuğumuz oldu. Dördüncü albümüne ismini veren üçüncü klibi “Arka Bahçem” ve Manga ile yaptığı düetle dikkatlerimizi çeken Göksel, müzik ve son dönem çalışmaları hakkında konuştu. Türkçe sözlü müziğin özgün yorumcu, söz yazarı ve bestecilerinden biri olan Göksel, her albümüyle zirveye çıkmış bir sanatçı. Şarkılarında anlattığı hikayelerle pek çok kişinin hislerine tercüman olup kalpleri kazanıyor. Samimi içeriğiyle “Evet, bu benim de başıma gelmişti.” diye düşünüp şaşırtıyor ve şarkıları her albümde slogan misali dillerden düşmüyor. Artık oturmuş olan tarzı ile daha uzun yıllar bizi şaşırtan, eğlendiren, düşündüren şarkılar yapacağını umuyoruz.

 

Arzu Kızıları: Manga ile çok başarılı bir düet yaptınız. Yeni teklifler geliyor mu size?

Göksel: Çok fazla gruptan teklif geldi. Ama aslında benim yaptığım ilk düet Manga ile değil Yavuz Çetin ile. Çok fazla insan bilmiyor ama onunla gurur duyuyorum. Yavuz Çetin çok önemli bir gitaristti. Özellikle bu yeraltı müzik camiasında çok önemlidir ve Türkiye’nin en önemli Rock gitaristlerinden biriydi. 4-5 yıl önce kaybettik. Onunla ilgili biraz underground bir durum var. Bir şarkı söylemiştik beraber. Albüm çok fazla basılmamış olmasına rağmen hala konserlerimde dinleyicilerden istek alır.

 

AK: Hangi şarkı?

Göksel: “Onun şarkısı”. Bir şekilde bu ortak çalışmalar bana çok yakışıyor ve ben de bundan büyük keyif alıyorum. İleride de yapmayı düşünüyorum. Belki benim sonraki albümümde onlar bana konuk olur.

 

AK: Manga düetiyle farklı müzik türlerinde de çok başarılı olduğunuzu gördük. Daha sonrası için kendi türünüzün dışına çıkıp örneğin bir rock albümü yapmayı düşünüyor musunuz?

Göksel: Benim müziğimin içinde bir şekilde var aslında. Pop müziği yapıyorum ama içinde rocka ait birşeyler de var. Çalıştığım prodüktörlerin hepsi de aslında rock temellidir. Albümde çalanlar da öyle. Mesela ilk albümde Yavuz Çetin çalmıştı. Daha sonraki albümlerde, eşim Alper Erinç var ki o da Türkiye’nin koyu rockçılarından biridir. Rock o yüzden müziğimin içinde hep var. Ama benim başka bir tarafım da var. Ben böyle biraz ortada bir yerdeyim. Tam olarak bir rock albümü yapmam imkansız. Çünkü şarkılarım öyle çıkmıyor. Yani, Suzan Vega’ya ne kadar rock şarkıcısı diyebilirseniz benim için de o kadar rock müzik yapıyor diyebilirsiniz.

 

AK: Birlikte düet yapmayı çok istediğiniz, hayal ettiğiniz bir grup ya da müzisyen var mı?

Göksel:  Mesela, Türkiye’den Tanju Okan ile bir düet yapmayı çok isterdim. Çok enteresan, çok güzel bir sesi var. Dünya’dan da Santana’nın eşliğinde ya da müziğinin içinde sesimin yer almasını isteyebilirim.

 

AK: Müziğinizi yaparken nelerden besleniyorsunuz?

Göksel: Farklı şeyler dinliyorum mutlaka. Çok popüler olmuş şeyler bana soğuk ve itici geliyor. O yüzden dinlediğim müzikler, okuduğum kitaplar genelde çok popüler olmayan şeyler oluyor. O yüzden beslendiğim şeyler bunlar, ama en önemlisi hayat. Kendi deneyimlerim, yaşadıklarım, etrafımdaki insanların yaşadıkları, hayatın kendisi. Yolda yürürken tanımadığım insanları seyretmek bile benim için yazacak birşeyler doğuruyor.

 

AK: O zaman iyi bir gözlemci olduğunuzu söyleyebilir miyiz?

Göksel: Evet, kesinlikle öyleyim.

 

AK: Peki, şarkılarınızda anlattığınız hikayelerin ne kadarı gerçek?Şarkılarınızın ne kadarı sizden bir parça taşıyor?

Göksel: Aslında çoğu taşıyor. Başka birinde gözlemlediğim bir şey, benim o anda ya da daha önce yaşadığım bir şeye çok tanıdık geliyor. Beni en çok tetikleyen şey bu. Yani, insan kendinde göremiyor ama karşısındakine baktığında; “Evet ya ben de böyle yapıyordum” diyebiliyor. Mesela, “Bi’ Seni Konuşurum” öyle bir şarkı.

 

AK: Son dönemde kimleri dinliyorsunuz?

Göksel: Arabamda Coldplay’in yeni albümü var. Zevkle dinliyorum. Morchiba dinliyorum. Bir de alternatif, deneysel müziklerden oluşan Fransız albümleri aldım. Biraz tuhaflar. Onları dinliyorum ve çok hoşuma gidiyor. Nostaljik sesler var ama çok modern sound’larla yapılmışlar.

 

AK: Naim Dilmener’in sizin için bir yorumu var: “Bana göre Göksel, 90’ların en post-modern sanatçısı” diyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Post-modern misiniz gerçekten?

Göksel: Öyle. Yani, bu kendiliğinden üstüme giydirilmiş bir kostüm gibi olmadı. Ben öyle olduğumdan öyle oldu. İlk olarak “Sabır” klibi ile ortaya çıktı. İkinci albümde de eski şarkılar filan vardı. Ama, “Sabır” çıktığı andan itibaren insanlar bana; “Aaa, eski film artistleri gibi görünüyorsun. Sesin de öyle. ” gibi şeyler söylemeye başladılar. Ben öyleyim demek ki ve ne mutlu. Hoşuma gidiyor.

 

AK:  Bir akşam bizim DJ’imiz olsaydınız kimleri dinletirdiniz?

Göksel: Sade’den Smooth Operator’ı mutlaka çalardım. Çok sevdiğim bir şarkı. Sonra, Sheryl Crow’dan Tomorrow Never Dies’ı çalardım. James Bond serilerinden bir tanesinin soundtrack’ine ait bir şarkı. Madonna’nın yeni şarkısı Hang up’ı çalardım. Robbie Williams’ın Tripping’ine bayıldım. Daha önce pek sevmezdim ama şimdi acayip sevmeye başladım, onu mutlaka çalarım. Araya bir iki tane Türkçe şarkı da karıştırırdım. Mesela, Ajda Pekkan’dan Yağmur Öncesi; Bülent Ortaçgil’in “Benimle oynar mısın?”ı. MFÖ’den “Sakın Gelme”.

 

AK: Kim Bilir’i albümde görünce çok şaşırdım. Daha önce Berkant, Bergen ve Kibariye söylemişti bu parçayı. Siz hangi versiyonlarını dinlediniz ve bu şarkıyı albüme koymak nereden aklınıza geldi?

Göksel: Ben bir tek Kibariye’den dinledim, Kim Bilir’i. Ben aslında bu albüme eski şarkı koymayacaktım. Tamam, hoşuma gidiyor, 90’ların en post modern şarkıcısı filan. Ama, Körebe’de kullandığımız o bağlamalar filan çok üstüme yapıştı. Ben sadece o değilim. Ondan ibaret değilim. O yüzden Manga ile yaptığım çalışma da beni mutlu etti. İnsanlar beni sadece o kalıbın içinde algılamaya başlıyorlar ve bu çok büyük bir tehlike. Çünkü başka bir şey yapmaya kalktığınızda, reddedilme olasılığı artıyor. Fakat, yine de risk alıp böyle bir şey yapmaya karar verdim bu albümde. “Kim Bilir” son anda evde kendi kendimize çalarken ortaya çıktı. Ama o da o kadar günümüze ait, modern bir sound ile yapıldı ki doğrusunun da böyle olduğuna inanıyorum. Başka bir bakış açısıyla yapılması gerektiğine inanıyorum. Kendi zevkimiz için yapılmış bir şeydi. Zaten, albümdeki son şarkı.

 

AK: Peki, arka bahçenizi sorsam. Arka bahçeniz neresi?

Göksel: Benim arka bahçem kalbim. Ama evimde de bir arka bahçem var.

 

Göksel’in Playlist’i:

1. Sade, ‘Smooth Operator’.

Sade benim en sevdigim şarkıcılar listemde de yer alıyor ve ‘Smooth Operator’ hiç eskimeyen bir şarkı.

2. Madonna, ‘Hang up’.

fiarkıya bayıldığımı söyleyemem ama bana iyi bir enerji veriyor. Ayrıca bu kadın hiç yorulmuyor, hiç yaşlanmıyor, her seferinde yeni bir şey buluyor takdir etmemek mümkün değil.

3. Black Eyed Peas, ‘Don’t Lie’.

Ben bu grubun her şarkısını çok seviyorum, bu aralar bu şarkılarına takıldım.

4. Mor ve Ötesi, ‘Bir Derdim var’.

Son zamanlarda yazılmış en iyi Türkçe şarkılardan biri.

5. Bülent Ortaçgil, ‘Olmalı mı Olmamalı mı?’.

Sözlerine, Onno Tunç’un çaldığı bas gitara bayılıyorum.

6. Fort Minor, ‘Believe in Me’.

Grubun bildiğim tek şarkısı. Daha yeni keşfettim. fiarkının özellikle intro bölümü beni yakaladı.

7. Robbie Williams, ‘Tripping’.

Bu şarkıdan sonra Robbie Williams ile ilgili bütün düşüncelerim değişti. Bence bu yılın en iyi şarkısı. Sözleri ve şarkıcının kafa sesi ile söylediği bölümlere bayıldım. Ayrıca video klip de en az şarkı kadar başarılı.

 

Göksel’in Albümleri

Yollar (1997)

Körebe (2001)

Söz Ver (2003)

Arka Bahçe (2005)

NOT: Bu röportaj iPlay Dergisi’nin Ocak 2006 sayısında yayımlanmıştır.

 

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>