Navigation Menu+

Meltem Cumbul LA’i fethediyor

Posted on Oca 10, 2009 by in Röportajlar | 0 comments

Türk Sineması’nın son 10 yılına damgasını vuran filmlerinde hep o vardı. Bununla yetinmedi, bir single, müzikal, pek çok TV şovu yaptı. Sonunda Türkiye sınırlarını da aştı. Bir süre önce Los Angelas sınırlarında yaşamaya  başlayan Meltem Cumbul, daha yapacak çok ve önemli işleri olduğunun sinyallerini veriyor. Bize de bekleyip başarısını yürekten desteklemekten başka bir iş kalmıyor. Röportaj yapmak dışında tabi :) İşte yeni hayatı, beklentileri, iPod tutkusu ve teknoloji merakı ile yepyeni bir Meltem Cumbul…

 

Arzu Kızıları:  Los Angeles’a yerleştiniz. Şu ana kadar oradaki hayatınızı nasıl gidiyor ve neler yapıyorsunuz, biraz bahsedebilir misiniz?

Meltem Cumbul: LA’deki yaşamım tam 1 yılı doldurdu. Burada hayat öğrenmeyle geçiyor. Çiçeklerin bile unuttuğum kokularını tekrar hatırlamaya çalışıyorum. Bazı bilgilerimi de kendimi yenilemek için unutmaya… Bahçe içinde, şehrin tam göbeğinde olmasına karşın sessiz kalmayı becermiş bir evim var. Haftada 2 gün Eric Moris isimli aktör, hatta

diyebilirim ki bir “hayat koçu”yla çalışıyorum. 3 haftada bir de yine aktör koçu Susan Batson’la New York’ta biraraya geliyorum. Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum… Düşünmek epey yüklü bir iş, yoruluyorum ve sonra buradaki arkadaslarımla biraraya geliyorum. Çok ama çok film seyrediyorum. Ayrıca, elimde kamera, yaşadıklarımı bir gün unutursam diye, çekip duruyorum. İşte böyle…

 

AK:  LA’e taşınarak pek çok sanatçının hayallerinden birini gerçekleştiriyorsunuz? Böyle önemli bir kararı nasıl verdiniz ve bu sizi hiç korkuttu mu?

MC: LA’e 1 yıl önce yakın bir arkadaşımın davetiyle gelmiştim. Güya 10 gün

kalacaktım. Lakin, Mine Vargı (Gönül Yarası’nın prodüktörü) da o dönemde LA’e geldi. Hadi biraz da onunla kalayım dedim. Bu sırada, birlikte yaptığımız uzun sohbetlerimizden sonra Eric Moris’le çalışmaya başladım ve yolculuğumun bu dönemini burda geçirme kararı aldım. Yeni olan herşey çekici olduğu kadar korkutucudur da. Ama beyni özgür bırakmak, yasak ve korkutucu düşüncelerden uzaklaşma isteği önlenemez bir yolculuk. Benim ki de böyle birşey.

 

AK:  Kadınlar hayatlarında bir şeyleri değiştirmeye karar verdiklerinde, işe önce saçlarından başlarmış. Sizin de saçlarınızı kısalmış gördük. Bu yeni tarzınız bir proje nedeniyle mi oldu yoksa kişisel bir değişiklik isteğinden mi kaynaklandı?

MC: Ben hayatımı değiştirmeye karar verdiğimde önce medeni halimi değiştirdim, sonra mekanımı. Saç, işin tamamıyla fiziksel tarafı. Şimdi liste çıkarsam sonlara kalır. Zeki Doğulu benim çok uzun yıllardır arkadaşım. New York’a taşındığından beri, 6 yıldır görmemiştim kendisini. LA’deki buluşmamız birbirimize olan özlemimizi giderirken, saçımı kısacık kesmesi de bu buluşmanın bir hatırası oldu. Yakıştığını düşünmenize sevindim.

 

AK:  Biliyorsunuz bir dönem herkes marka olmuş isimlerden söz ediyordu. “Meltem Cumbul” da bu açıdan bakıldığında bir marka gibi görünüyor. Hep özel projeler, özel ve titiz çalışmalar içinde görüyoruz isminizi. Böyle bilinçli bir çabanız var mı?

MC: Doğrusunu söylemek gerekirse marka olayım diye bir çabam olmadı. Lakin üniversiteden sonra profesyonel olarak çalışmaya başladığımda, iş seçme hakkımın ne kadar sınırlı olduğunu farkettim. Bu nedenle “Kariyer” denilen bu snop kelimenin seçme hakkın olana kadar kullanılmaması prensibini kendi iş hayatımda uyguluyorum. O dönemden beri de beğenmediğim hiçbir şeyin içinde yer almıyorum.

 

AK:  Mucizeler Komedisi müzikali ve  Gönül Yarası filmi müzik yeteneğinizi de gösterdiğiniz çalışmalar oldu. Zaten öncesinde de bir single çalışmanız olmuştu. Asıl aşkınız sinema olsa da müzik ile ilgili bir proje var mı gönlünüzde?

MC: Müzikle ilgili bir projem yok.

 

AK:  Gönül Yarası’nda söylediğiniz türkülerle izleyenleri epeyce ağlattınız. Türkü söyleyebilmek için özel bir çalışma yapmış mıydınız yoksa zaten türkü söylemeyi biliyor muydunuz?

MC: Türkü söylemeyi hiç bilmiyordum. Gönül Yarası’nda söylediğim türkülerin dışında hala bildiğimi söyleyemeyeceğim. Ben ne yazık ki türkü dinlenen bir evde büyümedim. Bu yüzden, Türk Halk Müziği sanatçısı biricik teyzem Türkan Altan’ın konserlerine gitmem dışında türkülerle bir yakınlığım olmadı. Ta ki Gönül Yarası’na kadar. Hüseyin Bitmez’den dersler aldım ve Yavuz Turgul’un bana inancını boşa

çıkarmamaya çalıştım.

 

AK:  İşiniz gereği hep yaratıcı insanlarla birlikte oluyorsunuz. Bu durum size de bulaştı mı? Yani fotoğraf, film ya da müzik gibi alanlarla hiç uğraşma durumunuz oldu mu?

MC: “İşim hep temiz stüdyolarda değil.” :)) Sorunuzun başı beni bir anda çok uzun yıllara, bir reklam filmimde söylediğim bu lafa götürdü. İşim beni ne yazık ki yaratıcılardan çok, bu işi sadece ticaret olsun diye yapan kişilerle biraraya getirdi. Lakin o kadar kıymetli yaratıcılarla da çalıştım ki sayı olarak diğerlerinden daha az olsalar da ben de bıraktıkları izler bir ömür sürer. Sinemada Yavuz Turgul’un beni yüreklendirmesi üzerine senaryo yazma gibi işin en zor kısmına yakınlık duyuyorum. Bakalım…

 

AK:  LA’e gideli beri playlist’inizde değişiklik oldu mu? Yeni listenizde neler var?

MC: Yeni listemde David Bowie’nin “Changes”, Teoman’ın “Renkli Rüyalar Oteli”, Hotel Costes’ın “Mark Farina feat. Sean Hayes”, Kibariye’nin “Ah İstanbul” ve Kelis’in “Milkshake” çalışmaları bulunuyor.

 

AK:  Bana en beğendiğiniz filmlerle ilgili, “playlist” benzeri bir liste vermenizi istesem, hangi filmleri sıralardınız?

MC: Şöyle sıralarım;

Muhsin Bey (Yavuz Turgul),

The Best of Youth (Marco Tulio Giordana),

Wild at Heart (David Lynch),

Clockwork Orange (Stanley Kubrick),

Godfather 1 ve 2 (Frances Ford Coppola).

 

NOT: Bu röportaj iPlay Dergisi’nin Temmuz 2006 sayısında yayımlanmıştır. 

 

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>